www.mabutuner.com

27.05.2011

ABDULLAH TUKAY'I ANIYORUZ

Bugün Abdullah Tukay’ı Anma Etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen gösteri için Opera Sahnesi'ndeydim...

Abdullah Tukay (1886-1913) Tatar dilinin babası, en büyük halk şairi olarak biliniyor. Doğumunun 125. yılında anma etkinlikleri düzenleniyor. Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) 2011 yılını şiirlerinde dili ve vatan sevgisini işleyen, 27 yaşında, gencecik bir yaşta hayata gözlerini yummuş bu büyük şaire ayırmış.

Opera Binası’nın balkon katında küçük çaplı bir Tatar el sanatları sergisi düzenlenmişti; oradan bazı kareleri sizlerle paylaşıyorum.

Tataristan Devlet Müzik ve Dans Topluluğu ve Tataristan’ın ünlü sanatçıları Tatar, Türk ve Rus kültüründen tam anlamıyla bir ziyafet sundular. Hem kulağımın hem gözümün hem gönlümün pası gitti. Bir ara baktım mutluluktan gözlerim dolmuş. Şaka yapmıyorum, ben hayatımda bu kadar keyifli ve seyirciyi sıkmadan akıp giden bir gösteri daha izlemedim, izleyeceğimi de sanmıyorum. O şarkıların akışı, o dansların estetiği, o güler yüzler, o güzel sesler… Tam bir şölendi, rüya gibiydi.

Ama benim meşhur uğursuzluğum kendini hatırlatmak ihtiyacı duydu ve tam gösterinin başlangıcında, iki dakika kaydetmişken, kamerayı Opera Sahnesi’nin balkonundan aşağıya düşürdüm. Hemen aşağıya koşup kamerayı aldım; kamera bozulmuştu. Bu eşsiz şöleni kaydedememenin acısını hala yaşıyorum, nasıl kahrolduğumu anlatamam. 

Gösteri biter bitmez hemen görevlilere gösteriyi TRT’nin kaydedip kaydetmediğini sordum. Kimsenin bir şey bildiği yok, “Birkaç kamera vardı; ama kim, bilmiyorum.” gibi cevaplar geldi. Nihayet gösteriyi Türkçe sunan Tatar gence rastladım o kalabalıkta ve hemen gösteriyi kimin kaydettiğini sordum; TRT kaydetmiş... Harika! Yarın TRT’ye gidip gösterinin bir kaydını alacağım ve şayet izin verirlerse buraya da bazı bölümlerini koyacağım. Aslına bakarsanız gösteriden çıkarabileceğim bir bölüm yok, tamamını koymak isterim. Umarım şansım yaver gider ve kaydı bulurum ve alabilirim.

...ama İstanbullular üzülmesin ;bu gösteri 27 Mayıs 2011, saat 17:00'da Mehmet Akif Ersoy Parkı Amfi Tiyatrosu'nda sahneye konacak... lütfen kaçırmayın.


Ayrıntı: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de törene katıldı ve protokol konuşmalarından sonra, ışıklar kararır kararmaz kalkıp gitti. Akşam haberlerden önce altyazıda okudum ki Genelkurmay Başkanı ile görüşmüş. (Ama bir itirafda bulunayım, en güzel konuşmayı da Cemil Çiçek sundu.)














18.05.2011

KONSER İZLENİMLERİ

Çin Halk Cumhuriyeti-Türkiye Diplomatik İlişkileri 40. Yıl Kutlama Konseri’ne gittim. Bütün alibaba.com’cular orada olacakmış gibi geldi bir an; ama kazın ayağı öyle değildi. (Kazın ayağı nasıldı?)

Konser dört Çinli müzisyenin Borodin yorumu ile başladı. Çok keyifliydi.

Programdaki ‘Ancient Chinese Theme’ açıklamalı, ‘The Whole River Red’ adlı eser atlandı. Belki konser süresini biraz kısaltmak istediler. Ben öyle bir intibaa kapıldım; çünkü ikinci yarı Soprano Ma Mei ilk yorumunun ardından piyanist tarafından sahne dışına davet edildi –tabii ki çaktırmadan; ama kadın hafif bir mimikle piyaniste “Piyanonun başına geçmezsen bacaklarını kırarım.” bakışı attı. Piyanist bu tehdidi kaldıramayacağını anladı ve tıpış tıpış yerine geçti. Ma Mei harika bir performans ortaya koydu, yalnızca söylemedi, aynı zamanda oynadı. Herkes Ma Mei'nin sahne hâkimiyetini beğendi.

 İlhan Baran'ın Köroğlu eserini bariton Serkan Kocadere seslendirdi ve ne yazık ki bu çalışma çok can sıkıcıydı, hatta yorucuydu. Zorlama bir düzeneleme havası vardı. Bariton bile zoraki söyledi sanki.

Konserdeki en olumsuz eser ise Selman ADA’nın Aşk-ı Memnu’sundan ‘Je Taime Adnan’dı. Bunda eseri seslendiren Mezzo Soprano Sim Tokyürek Peker’in bir kusuru olduğunu sanmıyorum; çünkü öncesinde hanımefendi -benim de çok sevdiğim- ‘Stride La Vampa’yı fevkalade güzel yorumladı.

Aşk-ı Memnu’dan düet yapan Soprano Esin Talınlı ve Tenor Şenol Talınlı bence eser adına durumu toparladılar.

Alkışlara bakılırsa Çinli sanatçıların yorumlarının beğenildiğini söyleyebilirim. Özellikle herkesçe bilinen ve Çinli sanatçılarca seslendirilen ‘Habenera’ ve ‘O Sole Mio’ epey alkış aldı.

Konser dışı unsurlara değinmek gerekirse, hala konsere girip çıkmayı beceremediğimiz bir gerçek. Konser başladıktan on beş dakika sonra gelip ortalarda dolananlardan tutun, uyduruk bir basma giyip gelenine, haşır huşur poşet düzeltenine kadar genel anlamda bir konser kültürü eksiğimiz olduğu açık.

Ve son olarak… Bir resmi yetkili sahneye çıkıp, bir iki dakikalık bir teşekkür konuşması yapmaz mı!