www.mabutuner.com

30.06.2011

MANŞETLER VE OKURLAR

Hürriyet'e her gün tıklıyorum ya... tıkladıkça sinirlerim bozuluyor. 

Ali Taran'la Ayşe Özyılmazel'in evlilik haberi manşette, Hamile olduğunu farketmeyecek kadar şapşal Sarah'nın haberi de manşette, Begüm Birgören'in Masal Evi de manşette... ama Hulki Aktunç'un vefat haberi aşağıdan Kültür Sanat sayfasına link verilmiş.

Tabii ki bu durumda taze Taran ailesinin bir kusuru yok, onlar evlenmişler manşeti bize kalmış.

Tabii ki bu durumda şapşal Sarah'nın suçu ne, Hürriyet'in internet servisi 'ölümdense doğum yeğdir' demiş. Allah vere de kızcağız çocuğunun babasından haberdar olsa. Yarın bir manşet daha görürsem şaşırmam "Sarah'nın İsyanı: Kim Yaptı Bunu!"

Tabii ki bu durumda Begüm Birgören'in de bir kusuru yok, o  evinin kapılarını (nedense) bir dergiye açmış, yeni yuvasını tanıtmış. Hürriyet'in internet servisi derginin bu yazısını Hulki Aktunç'un ölüm haberinden daha önemli görmüş ki manşete taşımış.

Tabii ki bunlar tabii şeyler... çünkü basın 4. güçtür ve okurlar basına tâbidir.

Büyük Argo Sözlüğü'nü yazarak Türkçe'ye eşsiz bir kaynak bırakan Hulki Aktunç... alt başlıktan da olsa Allah rahmet eylesin.

ÇAL BİR GOOGLE

les-paulGoogle'ın gitarist Les Paul* anısına hazırladığı Google figürü, fareyle üstünde dolaşıldığında gitar çalma imkanı sunan bir çalışmaydı. Ben bu kadar çalabildim, siz de deneyin bakalım...

Benim linkim bu. Tıklayınca çalan müzik benim kaydım. Ondan sonra siz de kendi müziğinizi kaydedebilirsiniz... İyi eğlenceler...

Çal bir Google Les Paul anısına... http://goo.gl/doodle/d1fCP

lespaul11-hp

*09 Haziran 1915 - 13 Ağustos 2009

29.06.2011

YÜKLENİYOR...


YÜKLENİYOR...


 

28.06.2011

SALVADOR DALİ

"İstanbul'da bir sürrealist" sloganıyla Sabancı Müzesi'nde sergilenen Salvador Dali çalışmalarını görmek için serginin son günü İstanbul'daydım. Gerçekten büyüleyici bir yetenek olduğunu yakından görme fırsatı buldum. Bu imkanı Türkiye'ye sunan Sabancı ailesine teşekkür ederimSA.

O sergide çektiğim bazı fotoğrafları sizlerle paylaşmak istedimSA...






27.06.2011

BEN ŞİİR YAZAMAM...

Ben şiir yazamam, bunu biliyorum; ama bu durum şiir yazmayı denemediğim ve denemeyeceğim anlamına gelmez... herkes büyük şair olamaz ya...

2007'de yazılmış...

    
     Park
          Bankta otururken
          Üşüdü birdenbire
          Aslında üşümedi
          Ürperdi
          Hatta ürpermedi de
          İrkildi
          Hava güzeldi
          Ve adam yalnızca
          Yalnız olduğunu hissetti

25.06.2011

AKŞAM GAZETESİ'NDE 'YAŞAM' ANLAYIŞI

Aşağıda Akşam Gazetesi'nin internet sayfasındaki YAŞAM bölümü manşetlerini ve  manşetlerin altında yer alan küçük başlıkları sıraladım... Bakalım siz YAŞAM Belirtisi bulabilecek misiniz?

Muş'ta Korkunç Tuzak
Batman'ın Kozluk Kaymakamı Kaza Geçirdi
Sakarya'da Trafik Kazası: 3 Ölü, 7 Yaralı
Koruma Altında Öldürüldü
Takside Dehşet Gecesi
Facebook'tan Kanlı Pusu
Şeker Evini Ölüm Evi Yaptın
80 Yaşında Tıp Tarihine Geçen Türk
Katil Zanlısı 'Suçsuzum' Dedi
Sahte İçkinin Son Kurbanı
Danıştay'ın Adaya Özgü Kitapçık Kararı
ÖSYM'de Skandal Bitmiyor

- Fethiye'de ağır yaralanan...
- Eşini öldüren sanığa müebbet
- Otomobil ata çarptı: 4 yaralı
- Hakkari'de trafik kazası: 16 yaralı
- Hastaneye esrarengiz ziyaretçi
- İstanbul'da yangın: 1 ölü
- Nehirde 2 ceset bulundu
- Tartıştığı eşini bıçakla öldürdü
- Kocaeli'de uyuşturucu operasyonu
- Kalıp ustası 12. katta düşerek...
- Yolcu minibüsü devrildi: 2 ölü
- Fatih'te sahte para operasyonu
- Eskişehir'de midibüs devrildi: 2 ölü
- Siverek'te rüşvet iddiası
- Bursasporlu yöneticilere tahliye

Şiştim vallahi! Hayattan soğudum.

VE HURŞİT GÜNEŞ VE CHP VE HOŞGÖRÜ

Bilmeyen kalmadı, Hurşit Güneş 'Üçgen Takma' projesiyle kamuoyu gündemine oturdu. 

"Bakın çok ilginç bir şey yapacağız, üçgen biçiminde birbirimize takacağız." dedi, doğru, hakikaten ilginçti bu açıklama. "Ben Haydar beye takacağım, Haydar bey Mehmet beye takacak, Mehmet bey de bana takacak ve yarın böylelikle gazeteler için bir haber niteliği olan bir şey çıkacak."

Şimdi:
1. İşin yanlış anlamasını geçtim, böyle saçma bir 'üçgen takma'dan haber çıkmasını bekleyen milletvekiline ne diyeceğimi bilemiyorum.
2. Hurşit bey ertesi gün Meclis girişinde kendisine uzatılan mikrofonları fırsat bilip, alay konusu olan yorumu yaptığı sırada arkasında duran, sinirlerine hakim olamayan gazeteciyi küçümsedi. Hırsını gücünün yettiğinden çıkarmaya kalktı.
3. Hurşit bey internette dolaşan videoya kızdı ve insanların akıllarının kötü olduğu mealinde bir açıklamada bulundu.
4. Hurşit bey elini vicdanına koysun, kendisi RTE'nin böyle bir cümleyi kameralar karşısında kurduğuna şahit olsa o an ne düşünür, arkadaş sohbetinde neler derdi?

İşte düşünce özgürlüğü, özgür mizah ve benzeri kavramları dilinden düşürmeyen Hurşit bey (ve tabii ki CHP) herkesin ne dendiğini bilmekle birlikte şakasını yaptığı bir olayda durumu hazmedemedi ve saçma sapan bir açıklama yaptı. Oysa ben beklerdim ki "Gerçekten haber olduk; ama düşündüğümüz gibi bir haber olamadık. Türkçe'nin zenginliği." türünde açıklamalar yapılsın.

Kavramlarla rol kesmek, gerçekle karşılaştığında biçtiği rolü inkar etmek böyle bir şey olsa gerek. Neden CHP başarılı olamaz?... CHP kafası sözde kalmış, fiiliyatta sıfır.


24.06.2011

SİZİN İÇİN SANAT HAYATIMA GERİ DÖNDÜM

Sanattan -'gerçek sanattan' demek istiyorum- yoksun kalmış milletimin sessiz çığlıklarla yankılanan çağrısına kulak vererek  mesaj kaygılı, eleştirel eserlerimle yeniden milletimin hizmetinde olmaya karar verdim.

Yanda KARADIR KAŞLARIN FERMAN-TASYONDUR* adlı eserimi görüyorsunuz. Her ne kadar otobiyografik bir çalışma izlenimi verse de dikkatle incelendiğinde toplumcu bir çalışma olduğu hemen anlaşılacaktır sanırım.

Çalışmamın aslında bir fotoğraf üzerindeki oynamadan ibaret olduğunu vurgulamak için ‘fermantasyon’ kelimesini çalışmamın adı içinde kullanmak ihtiyacı duydum. Bu 'değişim'in doğal olanıyla doğal olmayanının ayırt edilebilmesi/edilememesi amacıyla yapılmış bir hamledir. (Benim gibi büyük sanatçılara has yalansız, dürüst bir yaklaşım.)

Mayalanma hayatın önemli bir evresi. İnsanın mayalanarak aslında hayatın renklerinden(!), renk gibi görünen göz boyamalarından kurtulduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyorum. Bu çalışmamla gerçekleri bir tokat gibi halkımın yüzüne çarpıyorum. Acımasız bir sanatçı olduğumun farkındayım; ama elimde değil.

Hayat siyah ve beyaz. Hep öyleydi zaten. Biz kendimizi kandırdık, insanlar bizi kandırdı ve biz insanları kandırdık. Aldatmacalar dünyasının olmadığı bir dünya mı arıyorsunuz? İşte çalışmamda bu gerçekliği vurguluyorum. Kara kaşların hayatın gerçeğini yakalamış ve her insanda bulunabilecek bir değer olduğunun ipucunu veriyorum.

Konuyu hayatın gerçeğe en yakın aldatmacası olan aşkla bağlamak adına bir türküden esinlenerek kaleme aldığım şu dizeleri eklemeden geçemeyeceğim:

“Karadır kaşların fermantasyondur / Bu aşkın hastalığı yüksek tansiyondur.”

Sanatla kalın canlarım benim... Büyük Usta Mabu her zaman yanınızda...


*fermantasyon=mayalanma

23.06.2011

LİBYA'NIN ARKA SOKAKLARI (ESKİ ŞEHİR)

Libya'da Eski Şehir diye adlandırılan kalenin arkasındaki özgün yerleşimi elimde kamerayla gezme başarısını göstermemin sebebi halkın cuma vaazını dinliyor olmasıydı.

Alttaki fotoğraf Eski Şehir'in ana giriş kapısı; yandaki fotoğraf ise liman tarafından girilen, kalenin sağında kalan küçük kapı... Ve tabii ki kale.

Bu görüntüleri hiçbir yerde bulamazsınız...



AMY WINEHOUSE* GERÇEĞİ

Bir kere şunu baştan söyleyeyim ki Amy Winehouse'a alkollü dolaştığı için hiç kızmıyorum, çünkü kızın soyadı Winehouse, yani Şarapevi/Meyhane... 5 O'clock Tea değil. İçmeyip de ne yapsaydı! Kaldı ki yandaki fotoğrafa dikkatinizi çekerim, içmek herkese böyle yakışmaz.

Bizde bir söz vardır ya "Adıyla yaşasın." deriz... işte formüle göre adının bir anlamı yoksa iyi dilek soyadına aktarılıyor. Kısmetsiz kızın adının bir anlamı yok. Şâyet muhtarı yanlış yazsaydı ve adı Amy yerine A(r)my olsaydı biraz daha düzenli, disiplinli biri olurdu herhalde...

Belgrad konseri Avrupa turnesinin 1. ayağıymış, ama Amy sahneye zil ve zurnayla çıkınca turne ilk ayakta yatmış. Amy ne yapmış, turne yattı diye hayata mı küsmüş? Hayır. Turneye 'single' devam etmiş; dün İstanbul'daymış, konser iptal edilince Galata'da kendini rakıya vurmuş. İçtiği rakı kaçakmış; ama Amy tınmamış bile... 

"They tried to make me go to Amy's concert, i said 'no, no, no'"


*Asıl adı Amy Jane Winehouse; ama kullanmadığı Jane adının 'fingirdek, yosma, haspa' gibi yan anlamları olduğundan mıdır nedir, kendisi de pek kullanmıyor.

22.06.2011

PLANET NE LA!

Hürriyet'in internet sayfasında PLANET diye bir başlık var... hani başlıklar olur ya, EKONOMİ, SPOR, SAĞLIK gibi... işte bu da PLANET... anlayana...

PLANET ne la! Türkçesi yok mu bunun, bizim köylü!

Küreselleşme sürecinin böyle garip etkileri görülebiliyor. İnsan yabancı kelimeler kullandıkça kendini yabancılarla bütünleşmiş hissediyor zaar. Mesela ben de bütünleşme sürecinin bu şekilde işlediğini düşünecek kadar kimliğini kaybetmiş ve şuursuz olsaydım 'küreselleşme' yerine "globalleşme', 'bütünleşme' yerine de 'entegre olma' kelimelerini kullanırdım.

...ama daha Türk aydını olamadım...

20.06.2011

ÜSTÜMDEKİ ATALET*

Nasıl bir bıkkınlık ve hayattan kopuş yaşıyorsam artık, Mardin'den döndüğümde tokyolarımı içinden çıkardığım poşet hala halımın üstünde duruyor. Halının yıllarca aynı yerde durması yadırganmaz; ancak üstünde boş ve içinden tokyolar çıktığı için işe yaramayacağı kesinlik kazanmış bir poşetin durması ilginç.

Biliyorum, birçoğunuz gelecekte benim dünyanın kaderinde önemli rol oynayacağımı, Türkiye'nin süper güç olma yolundaki en kritik adımlarını beni sayemde atacağını umuyordunuz, hatta bundan adınız kadar emindiniz. Abartmak istemem ama R.T.E.'den bile  daha başarılı olacağımı düşünenlerinizin sayısı hiç de azımsanacak bir sayı değildi.

Olmadı, oldurmadılar... Herkesi hayal kırıklığına uğrattığım için çok özür dilerim... N'apıyım ulan! Sıradan bir adamım işte, üstüme gelmeyin.

Bu zor günümde telefonla yanımda olan ve Galatasaray'da top oynamak istediğini söyleyerek aracı olmamı isteyen Drogba'ya, alkollü diliyle ne dediğini tam olarak anlamadığım fakat yanımda olduğunu hissettiğim Amy Winehouse'a ve Apple'ı sayemde alt ettiğini satır aralarındaki alt metinlerde dile getiren Mert Erdir'e teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Sizin MABU'nuz.


* Ligler ne zaman başlıyor! Çok sıkıldım; beni kitap okumak zorunda bırakmayın.

OLİMPOS, MANZARA VE CIRCIR BÖCEKLERİ

 

Olimpos... kıyı şeridi güzel, iç kesimleri bunaltıcı sıcak, cırcır böcekleri kafa ütüleyici... ayrıca yolu da Mehtap'ın dediği gibi güzel filan değil, işte o yolun fotoğrafı aşağıda; öyle bir yoldan bir kilometre yürüyüp sahile inilir mi!




LİBYA'DAN... (BENDEN SONRA ÇOK BOZULDU)

Libya... beğen ya da beğenme, sonuçta farklı bir memleket, farklı bir dünya...

Libya'da ilgimi çeken şeylerden biri poşetlerdi. Düz poşete rastlamadım. Poşetler takım formaları gibi çubukluydu. İşte size Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray poşetleri.


İlgi çekici bir diğer konu ise sokak ortasında langırt oynayan gençlerdi. Çok var bu tiplerden. Fotoğrafta da göreceğiniz üzere yola indirilmiş langırtın çevresinde gereğinden fazla oyuncu var. Onların araçlardan şikayeti yok, araçların da onlardan. Bu kareyi Ramazan ayında çekmiştim ve Ramazan ayında Libya sahura kadar sokaklardadır. Sabahın üçünde boş taksi bulamadığımı bilirim.


Ve işte bu da fotoğrafını çektikten sonra tutuklandığım cami... Aslında hükümlüleri taşıyan nakil aracı ile nakil aracını takip eden polis aracı arasında kaldığımız için tutuklandık. Arkada kalan polis aracı bizi geçip nakil aracının arkasında  yer almak istedi. Tam yanımızdan geçerken elimdeki kamerayı gördüler ve tıpkı filmlerdeki sahnelere benzer biçimde aracı önümüze kırıp bizi durdurdular. Ajanmışız da hükümlüleri kaçıracakmışız gibi bir intiba yaratmış olduk. Elbette Libya'da böyle şüpheli şekilde fotoğraflar çekmek her nereyi çekerseniz çekin tehlikeli. Bu konuda uyarılmıştım da; ama tam ben fotoğraf çekerken yanımızdan bir polis aracının geçeceğini nereden bilebilirdim ki .


Velhasıl kelam... benden sonra Libya çok bozuldu, tadı tuzu kalmadı...

18.06.2011

HAYAT AŞAĞI YUKARI BÖYLE BİR ŞEY

Artık herkesin bir değil, birkaç blog’u var. Facebook’u var, Twitter’ı var, MySpace’i var, Blogspot’u var, Tumblr’ı var, Deviantart’ı var… var var var.

Ben açıkçası bu tür siteleri çok olumlu buluyorum. Özellikle insanların kendilerini özgürce ifade etmelerini, her türlü çalışmalarını, yazılarını, duygu ve düşüncelerini yayımlamalarını önemsiyorum. Burada ‘özgürce’ ifadesini bir siyasi duruşa oyuncak olarak değil, kişinin ruhi durumundaki rahatlamayı vurgulamak için kullanıyorum.

Yıllar önce kimin ne cevheri ne meziyeti vardı bilmezdik bile, dışarıdan ne kadarını görebilmişsek oydu insanlar bizim için; oysa bugün hiç göremeyeceğimiz insanlardan farklı farklı görüşler, sesler, resimler alıyoruz. Elbette bunlar bizim düşünce dünyamızı ve hayata bakışımızı etkiliyor. Ben hiç ummadığım şekilde, benden yaşça epey küçüklerden bile etkileniyorum kimi zaman. Yaratıcılar. Onları takip edince yeni neslin nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu görüyorum. Açıkçası onları kıskanıyorum; çünkü benim çocukluğumda bilgisayar dediğimiz Commader 64′tü.  Bir oyun oynamak için bile saatlerce beklerdik, kaset sarardık. Peh! Ortaokulu bitirince daktilo istemiştim; çünkü dedemin eski daktilosunu kullanmak yorucuydu.

Bazen “Keşke yirmi yıl gençleşebilsem.” diyorum. Ama bunu her nesil diyor. Şimdi elinde müthiş imkanlar olan bu nesil de yıllar sonra elinde daha müthiş imkanlar olan nesillere bakıp aynı sözü söyleyecek.

İşte biz buna HAYAT diyoruz.

15.06.2011

HÜRRİYET'TEN ÇAKMA KÜLTÜR SANAT SAYFASI

Önce kısa bir açıklama ve ardından www.hurriyet.com'un Kültür Sanat sayfasındaki  rezalet...

Hürriyet gazetesinin internet sayfası www.hurriyet.com'un Kültür Sanat sayfasının çok kötü olduğu yönündeki eleştirilerimi okur temsilcisi Faruk Bildirici'ye yazdım. Aman aman bir kültür sanat haberi verilmediğini, konser haberi vermekle kültür sanat sayfası düzenlenemeyeceğini belirttim. Sanırım hataya düştüm; anladığım kadarıyla Faruk bey internetin değil, sadece gazetenin okur temsilcisi; çünkü kendisi durumu gazete yönetimine yazacağını söylemiş.

Konuyu dağıtmayayım... bugün yine Hürriyet'i tıkladım ve Kültür Sanat sayfasını ziyaret ettim. Bir haber, tanıdık bir haber, dikkatimi çekti: Garajından 271 adet Picasso eseri çıktı

Belki bu başlık size de tanıdık gelmiş olabilir. Sanki daha eski bir haberdi. Tarihine baktım, 13.06.2011. Yani yeni(!) haber; haberin içinde geçmişe atıfta bulunulmamış, kaynak gösterilmemiş...

Çok da güçlü olmadığını bildiğim hafızamın böyle bir konuda yanılmış olamayacağına kanaat getirerek kolayca Google'dan taradım. Haberin esas tarihi 01.12.2010.  Altı buçuk ay öncesinin haberi. (Daha eskisi var mı, bilmiyorum!)

İşte iki ayrı siteden eski tarihli aynı haber: 1. site http://yenisafak.com.tr ve 2. site http://www.on5yirmi5.com

Kültür Sanat sayfasını hazırlayanlar (her kimlerse) bir haberi yeniymiş gibi aktarmayı maarifet mi sayıyorlar? Kültür Sanat sayfasını hazırlayanlar memlekette haberini yapacak kültür sanat etkinliği bulmakta zorlanıyorlar mı? Kültür Sanat sayfasını hazırlayanlar her hafta belirli bir sayıda haber girme zorunluluğuyla eski haberleri kopyalayıp yapıştırarak kota mı doldurmaya çalışıyorlar? Ve son olarak Kültür Sanat sayfasını hazırlayanlar okuru bu kadar salak mı sanıyorlar? Okur bu rezaleti fark etmemiş olabilir; ama o zaman okur enayi yerine konmuş olmuyor mu?

Tamam... gerçeği açıklıyorum... Kültür Sanat sayfasını hazırlayanlara o kadar da kızmayın, onlar haberleri doğrudan yabancı kanallardan çevirdikleri için o ayıbı aynen taşımayı da kendilerine yakıştırabilecek derecede acz içindeler hepsi bu. Bizimkiler Le Monde'un yalancısı. İşte Dailymail'de aynı haber 13.06.2011 tarihli. Onlar yazmışsa doğrudur.

Ve haberin yurtdışı eski (gerçek tarihli) baskıları: Financial Times 29 Kasım 2010'da yayımlamış. The Telegraph 04 Aralık 2010'da yayımlamış.

Şimdi sen bu kafadan gazetecilik yapmasını bekle.

3.06.2011

SANATÇININ ÖYKÜSÜ

Geçen hafta Kamerhan Turan'ın Operet Sahnesi'ndeki Piyano Resitaline gittim. Açık konuşmak gerekirse bildiğim bir isim değildi. Sezonun son etkinliğini kaçırmak istememiştim.

Girişte aldığım broşürden okuduğum özgeçmiş bir dünya müzisyenini dinlemeye gittiğimi söylüyordu. Heyecanlandım.

Kamerhan Turan olağanüstü bir performansla bir buçuk saatlik konserini (kondüvitsiz) tamamladıktan sonra coşkulu alkışlarla iki kere sahneye çağırdık. Teşekkür için küçük bir parça çaldı. Görevliler ışıkları ve kapıları "hadi gidin gari" mealinde açmasalardı 'bis'ler tekrarlanabilirdi.

Yalnız şu var ki çok üzücü, konserde hepi topu 200-220 kişiydik. Operet Sahnesi neresinden baksanız 600-700 kişilik bir sahne; ama biz orayı dolduramadık bile. Bu ayıpta ne Ankaralılar'ın suçu var ne de sanatçının suçu var. Tanıtım yok. Öyle bir konser olduğu bilinmiyor. Konser olduğu bilinse bile insanlar teşvik edilmiyor. Devlet Opera ve Balesi yalnızca kendi sitesinden satış yaptığı için resmi siteye üye değilseniz bilet bile alamıyorsunuz. Üye olsanız bile operalar için haber e-mail'i gelirken diğer etkinlikler için haber e-mail'i alamıyorsunuz.

Kısacası, bu tür etkinliklere karşı çok ilgili değilseniz etkinliklerin hiçbirinden haberdar olamıyorsunuz ve zamanla unutup gidiyorsunuz... ve sabah iş, akşam aş bir hayat yaşıyorsunuz.

Devlet sanata ve sanatçıya destek vermiyor. Bizde destek denilince illa para pul anlaşılıyor; oysa desteğin en büyüğü tanıtım, seyirci desteği. Güçlü, birikimli mazisi olan bir sanatçı için görkemli bir sahneye çıkıp da bir avuç kalabalık için çalmaktan daha yıkıcı ne olabilir. Sanatçının hayat iksiri alkış değil mi!

Şişirdiniz lan beni!.. Sabah sabah nereden aklıma geldiyse!.. Ben bir çay koyayım bari...