www.mabutuner.com

29.05.2010

KÜLHANBEYİ OLSAYDIM

Dostlarım bana souyorlar: "Anıl Külhanbeyi olsaydın nasıl olurdun?"

Onlara diyorum ki: "Etmeyin eylemeyin a dostlar, benden külhanbeyi olmaz."

Ama kim dinler beni. Bir ısrar bir kıyamet ille külhanbeyi olayım diye...

Geçen hafta sonu (saçları kökünden kestirmeden önce) "Hadi," dedim "dostlarımı kırmayayım da bir külhanbeyi oluvereyim bari." İşte o görüntüler.



Bu fesi sanırım 15 sene önce Çeşme'de almış ve şapkam olmadığı için sahile bir süre fesle gitmiştim. Şükür ki Jandarma "Şapka Kanunu'na muhalefet"ten yakalayıp içeri atmamış.


Sizin de gördüğünüz üzere benden külhanbeyi de olmuyor...

10.05.2010

BİR KİŞİ YOK

Yakında -kısmetse- Libya'ya gideceğim. Orada bir inşaat şirketinin gümrük işlemleriyle ve gümrükten çekilen malların ilgili bölgelere sevkiyatıyla ilgileneceğim. Libya'da bir tanıdığım yok. Hayatımda ilk kez Libya'ya gideceğim ve gideceğim ortam konusunda bir fikrim yok. Her şey sürpriz benim için.

İşin ilginç yanı şu ki Ankara'da yaşıyorum ve Ankara'da da BİR KİŞİ yok. Hani bir sevgilim olsa, "Gitme Anıl." dese "Gitmem sevgilim." derim ona... ama o da yok.

Çok sıradan bir hayatım var. Ot gibi yaşıyorum, desem yeridir. Zevklerimi, keyif aldıklarımı paylaşabileceğim kimse yok. Artık bir şeylerden keyif aldığım da yok galiba. Aslında bir yazara yakışır bir hayat yaşıyorum sayılır; ama bir yazar olabilecek yeteneğim de yok. Acı gerçek şu ki kapasitesi sınırlı bir insanım, edebiyata, müziğe, zanaatlere yatkınlığım yok; insanlığın %90'ından bir farkım yok. Memur olmak için yaratılmışım sanki. Kendimi geliştirmeme yardımcı olabilecek gençlik ateşimi ise yıllar önce kaybettim sanırım. Artık herkesten ve her şeyden ve en çok da kendimden nefret ediyorum... ama nefretimi dışa vurabilecek cesaretim de yok.

Bazen neden yaşadığımı soruyorum kendime... İnanır mısınız, bir cevabım bile yok... ama bir tespitim var:

Hayat güzel, onu zorlaştıran yaşamak.

4.05.2010

EFSANE KAZAK

İşte o Kazak... Beklenen Kazak gün yüzüne çıkıyor... Hırka-i Şerif değil elbette; ama kendince anlamlı bir Kazak.

Bu Kazak'ı maçlar şifreli yayınlarla verilmeye başlandığı senede (sanırım 1996) ve devamında, sigara dumanları altında, eve en yakın kıraathanede heba ettim. Fenerbahçe'nin tüm maçlarını bu Kazak bilir. Nice şampiyonluklar gördü, nice hayal kırıklıkları yaşadı... dili olsa da anlatsa. Nice küfürler duydu, nice gözyaşları gördü... dili olsa da anlatsa. Hep bu Kazak. O kadar ki bizi fakir sanıp bana yeni bir kazak almak üzere para toplamaya kalkışmışlardı. Yanılmışlardı.

Ve ne yazıktır ki bu vefalı Kazak her seferinde, maç bitip de eve dönüldüğünde, rezil sigara kokularıyla birlikte ara odanın ortasına, bir başına bırakıldı, halının ortasına terk edildi. Niye? Sırf sigara dumanını göğüslediği  için... yalnızca sigara dumanı koktuğu için... diğer giysilerden uzak tutuldu.

Son bir yıl en mutlu yıllarıydı Kazak'ın; çünkü artık kıraathanede bile sigara içilemiyordu. Lakin! Acı son, her tekstil ürününe olduğu gibi ona da yüzünü gösterdi ve Kazak kullanım süresini doldurdu. Aslında kullanım süresi çoktan dolmuştu; ama atmaya kıyamamıştım. Onca yılın yalnızlığını yüklendiği için ödüllendirilmeliydi ve Kazak'ın ödülü fazla fazla giyilmek oldu.

Artık emekliye ayrılıyor. Yolun açık olsun Kazak. Kusur ettimse affet beni; ama şunu bilesin ki seni hep sevdim ve doya doya kullandım... Elveda.

2.05.2010

PAZAR ÇELİŞKİSİ

Bugün (Pazar) balık tutmak için buraya gittik. Akyar Barajı. Ankara'ya içme suyu sağlıyor, Allah razı olsun. Şu manzaranın güzelliğine bir bakın; fakat...


..fakat bizim arkadaşlar (boy band) tam olarak bir saat tartıştıktan sonra...


...oturduğumuz yere bakın. Belki de barajın tek kayalık kıyısına oturduk.


Oysa benim önerdiğim yer tam da burasıydı.


Bir daha da bu ekiple balığa gidersem...