www.mabutuner.com

30.10.2011

DİKKAT!.. TELEGOL YAYINIDIR

Cristiano Ronaldo İnsan Mı?.. Test sonuçlarını açıklıyoruz...
Kanaltürk'te Serhat Ulueren yönetimindeki Telegol spor programını bilmeyen var mı! Erman Toroğlu, Ziya Şengül, Gökmen Özdenak ve Kaya Çilingiroğlu.

Her seferinde farklı yorumlarla gündem yaratma çabası insanlara neler yaptırıyor! Güzel bir örnek:

Cristiano Ronaldo İnsan Mı?.. Test sonuçlarını açıklıyoruz...
'Test sonuçları' ne demek! Ne yaptılar adama? Nasıl bir test uygulandı acaba? Sonuç ne çıktı?

Cristiano Ronaldo insan mı acaba!


26.10.2011

SOYAK KADIN RUHUNU ÇÖZMÜŞ

Aşağıda izleyeceğiniz reklamın başını ve sonunu kestim; ama en can alıcı kısmı kaldı. Tipik bir kadın bakışı, kısa ve öz:




Hiç itiraz istemem...

24.10.2011

Van için Herkes Tek Yürek!

Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:

1. KIZILAY
2868'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını buradan öğrenebilirsiniz.

2. AKUT
Tüm GSM operatörlerinden 2930'a göndereceğiniz AKUT yazan bir SMS ile AKUT'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Kredi kartını kullanarak internet üzerinden bağış yapmak isteyen vatandaşlarımız CardFinans ya da diğer banka kartlarını kullanarak bağışta bulunabilirler.

Havale/EFT için Banka Hesap Numaraları;
T. İş Bankası - Gayrettepe Şubesi - TR14 0006 4000 0011 0800 6666 63
Finansbank - Gayrettepe Şubesi - TR92 0011 1000 0000 0001 9576 70
Garanti Bankası - Ortaklar Cad. Şubesi - TR26 0006 2000 3570 0000 0029 30

3. BAŞBAKANLIK YARDIM KAMPANYASI
Başbakanlık tarafından Van’da yaşanan deprem nedeniyle başlatılan yardım kampanyası çerçevesinde saptanan banka hesap numaralarına buradan ulaşabilirsiniz.

4. KARGO FİRMALARI
Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, MNG Kargo ve Aras Kargo yardım gönderilerini ücretsiz olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır.

5. HÜRRİYET EVLERİ
Deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan ve kış öncesinde evsiz kalan Van için Hürriyet Gazetesi de büyük bir seferberlik başlattı. Hürriyet, Van’da kış koşullarına dayanıklı, mutfak, banyo ve tuvaleti olan "Hürriyet Evleri" kuracak. Kızılay işbirliğinde başlatılan kampanya ile her biri 6 bin liraya kurulacak evler, evsiz kalan vatandaşlara sıcak bir yuva olacak.

Van Depremi - Hürriyet Gazetesi Bağış Hesapları
T. İş Bankası Mithatpaşa Şubesi
4228 - 0971947 / IBAN TR370006400000142280971947 
T.C. Ziraat Bankası Kızılay Şubesi
Hesap No 685-2868-5189 / IBAN TR060001000685000028685189
Garanti Bankası Kızılay Şubesi
Hesap adı: Van Depremi - Hürriyet
Şube: 082 Hesap No: 6294703 / IBAN TR72 0006 2000 0820 0006 2947 03

Yapacağınız ufak bir yardım zor durumdaki bir çok insanı hayata bağlayan bir umut olacaktır. Mesajımızın ulaştığı herkesi, deprem bölgesinde yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardım etmeye davet ediyoruz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.


23.10.2011

adidas adipower Predator Intersport Özel Koleksiyonu Şimdi ve Sadece Intersport Mağazalarında!



adidas, tutkunun olduğu her yerde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Son olarak, yeşil sahaların tozunu attıran Xavi’nin başrolde olduğu viral videosu ile dikkat çekiyor.

Xavi videosuna bu linkten ulaşabilirsiniz.

Tüm dünyada yalnızca Intersport’a özel tasarlanan ve sadece Intersport mağazalarında satışa sunulan adidas adipower Predator® koleksiyonunu Xavi test edip onaylıyor. İşte bu yüzden slogan: “Yeni adipower Predator®’ün gücüyle topa hâkim ol. Tıpkı Xavi gibi”.

adidas adipower Predator® Intersport özel koleksiyonu, A Milli Futbol Takımı oyuncusu ve Galatasaraylı futbolcu Selçuk İnan’ın da tercihi.

Üstelik 30 Ekim 2011’e kadar sadece Intersport mağazalarında bulunabilen adidas adipower Predator® Intersport özel koleksiyonundan alışveriş yapanlara bir adet de futbol topu hediye ediliyor.

Daha fazla bilgi için www.intersport.com.tr


Bir bumads advertorial içeriğidir.

22.10.2011

CİNAYET RADARA BENZEMEZ


Radara yakalanmak... nasıl bir suç?

Hızlı gidiyorsunuz, size tanınan sınırı aşıyorsunuz. Kimseye bir zararınız var mı? Yok. Henüz yok. Olmayabilir de... olabilir de... Radara yakalanmak henüz kimseye zarar vermeden, zarar verme tehlikesi nedeniyle yakalanmak...

Fenerbahçe'nin durumu için 'radara Fenerbahçe yakalandı' deniliyor. Klasik Türk basını işte. Biri düşünmeden bir laf eder, geri kalan bütün düşünme özürlüler onun peşinden gidip lafı sakız ederler... her zamanki gibi... üstünde düşünmeden...

Fenerbahçe şike yaptıysa bundan mağdur olanlar olmuştur muhakkak. Belki başkası şampiyon olacaktı? Belki küme düşen takımlar değişecekti? Belki kulüp gelirlerinde olumlu olumsuz değişiklikler olacaktı? Belki bir şehrin ekonomisi değişecekti? Ve birçok belkiler...

Şike radara yakalanmak değildir; şike futbolun cinayetidir. Fenerbahçe yargılanacaksa cinayet'ten yargılanmalıdır.

Ama... kim cinayet işlemişse cezasını çekmeli. Katil suç anında yakalanmamış olabilir; ama bu durum katilin kimseye zararının dokunmadığı anlamına gelmez. Katil eninde sonunda yakalanır ve yakalandığında cezasını çeker; çünkü cinayet radara benzemez.

20.10.2011

TFF'NİN KINAMASI KİME, TEPKİSİ KİME?

Türkiye Futbol Federasyonu'ndan açıklama:
"Türkiye Futbol Federasyonu, yaşanan terör saldırılarını kınamak için tüm profesyonel ligler ve Bölgesel Amatör Lig ile A2 ve gençlik geliştirme liglerindeki maçların 3 dakika geç başlatılmasına karar verdi."
Üzerinde durmak istediğim kelime 'kınamak'. 'Kınamak' için TDK "Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek, ayıplamak, takbih etmek." diyor. Tarama Sözlüğü'nde 'cezalandırma' anlamı da geçiyor; ancak biz günümüzde 'sözlü tepki' anlamında kullanıyoruz 'kınamak'ı.

Yukarıdaki açıklamada 'kınamak için' ifadesi kullanılmış; yani sözlü tepkiye ek olarak bir de fiili tepki gösterileceği belirtilmiş. Nitekim Habertürk bu eylemi şu alt başlıkla vermiş:  
"TFF, terör saldırılarına tepki göstermek için maçların 3 dakika geç başlatılmasına karar verdi."
Burada dikkatimi çeken kelime 'tepki'. Kelimenin birçok anlamı var; bizimle ilgili olanlar: "Herhangi bir etkiye cevap olarak doğan, genellikle olumsuz söz veya davranış. Karşılık verme. Toplumsal ilişkilerde özellikle değişmelere karşı çıkan ve kurulu düzeni sürdürmeği* ya da yeniden kurmayı amaçlayan tutum ve eylemler."

Tepki'yi kime gösterirsiniz? Etki'ye neden olana, kusuru olana tepki gösterirsiniz. Pekiyi o halde, TFF tepki için niye maçları üç dakika geç başlatıyor? Üç dakika geç başlayan maç kime tepki? Bir işe yarayacağını bilsem "Maçlar oynanmasın!" bile diyeceğim; ama aradaki bağlantıyı kuramıyorum. Bu eylemde tepkiden etkilenen, zarar gören kim? Aslında tepkiden etkilenmesi gereken kim?

TFF bir tepki mi göstermek istiyor? Öyleyse, takımlar arasındaki adaletsizliği önlesin, taraftarlar arasındaki nefreti söndürsün ki spor camiası yekvücut olmak için Türk milletinin şehit vermesine ihtiyaç duymasın... Yoksa bu 'kınama, tepki' kararının(!) da TFF'nin soruşturmalar sürecinde verdiği uyduruk kararlardan bir farkı kalmayacak.



*TDK’nın sitesinde yazım hatâsı... TDK'ya yazdım, bakalım ne cevap alacağım?

17.10.2011

NTVSPOR RADYO İLE KOLTUKTAN TRİBÜNE

Radyo... maçların televizyondan yayınlanmadığı dönemde radyodan dinlerdik maçları... Bir maçı dinlerken ses kısılırdı ve ana kumanda masasından "Mikrofonlarımız..." diye başlayan bir anonsla başka bir kente, o kentteki maça giderdik...

Televizyondan maç yayınları başladığında doğal olarak maçları radyodan dinlemek ikinci plana düştü. Hem görüp hem dinlemek varken neden sadece dinlemekle yetinelim ki! Radyolarımıza yolculukta, iş başında, piknikte ihtiyaç duyuyorduk... ya da elektrikler kesildiğinde.

İşte buna benzer bir şey oldu: Lig TV'de Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe maçını seyrediyordum ki Mersin'deki şiddetli yağış nedeniyle yayın kesildi. Biraz bekledim; ama yayına dönemedik bir türlü. Aklıma radyolar geldi; NTVSpor Radyo reklamını yapıp duruyordu. Hemen NTVSpor Radyo'yu açtım; tık yok. Reklam var, tanıtım var; maç yok! Acaba maçı anlatmıyorlar mı, diye düşünürken bir de baktım NTVSpor Radyo ile Lig TV aynı anda yayına başladı... Kısacası şu anlaşıldı: NTV'nin radyo yayını sahadan değil, ekran karşısından...

Gerçekten durum böyle miydi, yoksa Lig TV yayınını kesen yağmur tüm yayıncıları mı vurmuştu? Merakıma hâkim olamadım, NTV'yi aradım. Acı gerçek şu ki NTVSpor Radyo yayınlarını televizyon karşısından yapıyormuş.

Radyoculuk... olay yerinden değil; televizyon karşısından... atmosfersiz; koltuğa yayılarak... -mış gibi yaparak.... habercilik...

NTVSpor Radyo tanıtımda ne deseler beğenirsiniz:

NTV Spor Radyo, Süper Lig maçlarını deneyimli kadrosuyla anlatıyor, tribünlerin bütün heyecanını radyoda yaşatıyor.

Bir soda verin bana!

İRFAN ŞAHİNBAŞ ve STÜDYO SAHNE

Devlet Tiyatroları'nın demeyeceğim, tiyatro tarihinin en berbat sahnelerinden ikisi İrfan Şahinbaş ve Stüdyo Sahne.

İki sahne yan yana, GİMAT'ta. Ankara'yı bilmeyenler için söyleyeyim, GİMAT'ın açılımı: Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Toptancıları. Toptancıların ortasında iki sahne. Yakınlarında yerleşim yeri yok. Villalar, apartmanlar, siteler, hattâ gecekondular bile yok. Hemen yanında makina parkı var, kamyonlar, kepçeler, römorklar var. Civarı toptancı depolarıyla dolu.

Bir tiyatro için hayatınızda görüp görebileceğiniz en kepaze mekanda iki tiyatro... ve giderek genişleyen bir yerleşim. Yeni yeni çalışma alanları yapılıyor. Tenis kortları, voleybol sahaları yapılmış. Gişedeki kızın dediğine göre düğün salonu varmış. Her yer yemyeşil, güzel güzel ağaçlandırılmış, çiçekler açmış. Tüm bunlar ne için anlayabilmiş değilim!

Ulaşım mı? Arabası olmayanlar için oyundan bir saat önce Büyük Tiyatro'nun yanından otobüs kalkıyor. On beş dakikada tiyatroya gidiyor ve siz orada kırk beş dakika oynunu başlamasını bekliyorsunuz. Neden? Gördüğüm kadarıyla arabası olmayan bazı oyuncular da aynı otobüsle oraya gidiyor. Yani bu derece gidilmesi zor bir yerde... iki tiyatro: İrfan Şahinbaş ve Stüdyo Sahne...

İçerisi tam teşekkül. Yok yok. Gittiğim son oyunda sahnede deniz vardı. Bildiğiniz deniz. Tüm sahne suyla doldurulmuş, havuz oluşturulmuştu. Etraf ışık, projektör kaynıyor. Ne tarafa baksanız kumanda masası var. Altyapı tamam... ama seyirciler âdeta işkence çekiyor. Birinde numarasız ve düğün salonu gibi eğimsiz, düz bir zeminde, önünüzdeki kafalardan bir sağ bir sol sıyrılarak; diğerinde ise metal bir tribüne monte edilmiş kumaş koltuklara oturarak seyredebiliyorsunuz. Akustik mi? Gülünç olmayın! Ne akustiği, rezalet. Ses duyuluyor elbette; ama tiyatro seyrettiğiniz hissini alamıyorsunuz.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü nasıl bir düşünceyle bu iki sahneyi (ve nedense çevresini) beslemeye devam ediyor ben çözemedim. Yalnızca şunu söylemek isterim, oyunlara gelen hemen hemen herkes mutsuz. Allah rızâsı için şu sahneleri düzgün yerlere taşıyın ve tiyatro dünyasını bu kepazelikten kurtarın.

14.10.2011

'VİFNELİ PAFTA' DEMEK

Bazen ağzıma bir kelime takılır, anlamsız yere tekrarlayıp mutlu olurum, olur olmaz yerlerde aklıma gelir mutlu olurum; içimden söyleyerek değil, bastıra bastıra söyleyerek mutlu olurum. Nedenini bilemem; ama mutlu olurum. Mutlu olmak az iş mi yani!

Bugünlerde yeniden dilime yapıştı... VİFNELİ PAFTA!

Tahmin ettiğiniz üzere VİFNELİ PAFTA 'Vişneli Pasta' demek. Yaklaşık bir yıl kadar önce birinin takma adıydı VİFNELİ PAFTA. Olur olmaz söyler olmuştum VİFNELİ PAFTA'yı. Sonra o kişi kayboldu ortalardan. Ama âniden değil, "Ben gidiyorum, sıkıldım." dedi, "Dur, gitme." demeye kalmadan gitti. Ağzımda bir VİFNELİ PAFTA bırakarak gitti. İtiraf ediyorum ki zamanla unutmuştum VİFNELİ PAFTA demeyi ve mutlu olmayı. Geçen gün bir de baktım geri dönmüş, sesleniyor: "Biri vifnelipafta mı dedi ya..?"... Edepsize bak!

Dedim tabii ki, ben diyorum işte: VİFNELİ PAFTA!

11.10.2011

ANKARA'DA DOLU YAĞDI

Ankara'da dolu yağdı, hem de dolu yağdı... Gökten bunlar düştü... Tovbe tovbe!.. Hayatımda gördüğüm en büyük dolu taneleriydi... Çok korktum!
 


  

9.10.2011

FOX TV HABERCİLİĞİ İKTİDARA KIYAMADI

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'Sanatta Sosyal Sorumluluk' ödülünü alan Rutkay Aziz'in konuşması çok ses getirdi. Konuşma bu kadar ses getirince ister istemez haber yapılmak zorunda kalındı.

Elbette haberden habere fark var. Mesela iktidara yaranmak isterseniz konuşmanın önemli bölümlerini, esas ses getiren bölümlerini kesersiniz; daha genel, daha evrensel kabul görecek kısımlarını yayımlarsınız.

Fox da Rutkay Aziz'in konuşmasının törene damga vurduğunu söyledi; ama habercilik cesaretini gösteremedi, iktidara kıyamadı, AKP ile arasının bozulmasını istemedi ve damga vuran bölümler olarak sadece şu kısmı yayımladı:
"...Dünyanın gerçeğine dönüyorsunuz, savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü. İşte gerçek sanatçılar bunlara tanık olmakla yükümlüdürler..."
Konuşmanın başından ve ortasından "...Benim Türkiyemin gerçeklerine tanık olduğum olay hukukun üstünlüğünün yittiği..." ve "...'parasız eğitim' diye pankart açan genç arkadaşımın on altı ay tutuklu kalması; ama Şili'de o çocukların devrim yapması..." bölümleri kullanıldı. Konuşma katledildi, daha doğrusu biraz şekle şemâle sokuldu. 

Ama konuşmanın vurucu bölümü verilmedi:
"...Gerçek sanatçılar ülkesinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Benim Türkiyemin gerçeklerine tanık olduğum olay hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma gidişinin hızla yol aldığı (alkışlar), 'parasız eğitim' diye pankart açan genç arkadaşımın on altı ay tutuklu kalması; ama Şili'de o çocukların devrim yapması (alkışlar)...burada festival kadını tema alıyor, dünyanın hiçbir yerinde kadın, çocuk bu kadar cinayete, tacize mahrum kalmıyor. Goethe'nin dediği gibi 'Dünyanın en tehlikeli hâli, cehaletin örgütlü eyleme geçme hâlidir.' Bu da benim ülkemin bir gerçeğidir..."
İşte memlekette bu sansürcülere, bu tribüncülere 'haberci, gazeteci' deniyor. Daha yazardım; ama kamera çekiyor.

İlgilenenler için Rutkay Aziz'in konuşması:


MUTLAKA GİDİN... MUTLAKA!

Uzun uzadıya opera yazıp sizi sıkacak değilim; ancak yazmadan da edemeyeceğim: 

Tosca'da Mario Cavaradossi'yi oynayan İhsan EKBER'i muhakkak dinlemelisiniz. 3. Perde'de "E lucevan le stelle"i söylediği an... tek kelime ile olağanüstüydü, tüylerim diken diken oldu, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sanki benim sesim bir haltmış gibi, sanki çok da anlarmışım gibi birçok sesi beğenmem; ama İhsan EKBER kesinlikle mükemmel. 

Eseri merak edenler için ünlü tenor Placido Domingo'dan E lucevan le stelle.


8.10.2011

ALPAY İZBIRAK'I HATIRLAYALIM

Dost Kitabevi'ndeki arkadaşım Volkan'la tiyatro ve tiyatroculardan, Ankara'da tiyatronun yaşadığı 'dönüşüm'den bahsederken söz Alpay İzbırak'a geldi.

İsmen hatırlamayacaksınız Alpay İzbırak'ı... Ne yalan söyleyeyim ben de hatırlayamadım, Volkan hatırlattı. Susam Sokağı'ndaki kırtasiyeci Nihat Amca. 17 Ağustos 2010'da vefât etti... etmiş.

Alpay İzbırak ile ortak bir nokta mı? Onun da blog'u varmış blogspot'ta. Şimdi tıklayıp baksanız http://alpayizbirak.blogspot.com/'a karşınıza 23 Eylül 2008 tarihli, 114. yazısı, son yazısı çıkacak: HADİ ÇAMAN'I YİTİRDİK.

Arşivime baktım, Yalancı Aranıyor (Dimitri Psathas) ve Mutlu Son'daki (B. Brecht) rollerini hatırladım. Bertolt Brecht'in ve Elisabeth Hauptmann'ın kalemleriyle, Kurt Weill'in müziğiyle hayat bulmuş Mutlu Son müzikalinden Sam Worlitzer'in (Alpay İzbırak) şarkısından birkaç dize:
Yeryüzünde her şey artık dert ve tasa / Bu kerhane artık fasa fiso fasa. / Ne saat tutmak, ne silah çekmek / Erkek yok ki kazanalım ekmek.
Blog'undaki "Hakkımda" bölümünde şöyle yazmış Alpay İzbırak:
 "1945 yılında doğdum. 1968 yılında oyuncu oldum. Hâlen oyuncuyum." 


6.10.2011

SEZONU AÇTIM

Nihayet Ekim ayıyla birlikte perde açıldı... Ve ben sezonumu Haldun Taner'in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile açtım. Yöneten Semih Sergen...

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ismini bilirdim; ama nasıl bir oyun olduğunu bilmezdim. Meğerse bilirmişim ucundan kıyısından... Mesela Ahmet Vefik Paşa'yı bilirdim de bu denli tiyatro hayranı olduğunu, Bursa'da insanları zorla tiyatroya yolladığını bilmezdim. "Para denen bok, bu şehirde yok." lafını bilirdim de Paşa'nın bunu kendinden vergi isteyen hükûmete telgraf olarak çektirdiğini bilmezdim. Ermenilerin çeşitli zanaatleri olduğunu bilirdim de Türk Tiyatrosu'nda bu denli etkin olduklarını bilmezdim. "Matmazel bana verir misin elini?" diyen kantoyu bilirdim de bu oyunda söylendiğini bilmezdim. Yıllar önce Münir Özkul'a Saygı Gecesi'nde Özkul'un attığı tiradı bilirdim de o tiradın bu oyunun final tiradı olduğunu ve Münir Özkul'un oyunun 1978'deki ilk gösteriminde rol aldığını bilmezdim.

Oyuna Batı tiyatrosu ile Türk tiyatrosunun çekişmesi gözüyle bakmak mümkün. Moliere uyarlamasında Fasülyeciyan ile Küçük İsmail fikren karşı karşıya gelirler. Ahmet Vefik Paşa'da farklı bir şeyler ortaya koymak düşüncesiyle olaya dâhil olur. Artık bunun üstüne siz ne düşünürseniz: Ne kadar batı olmak? Ne kadar Türkleştirmek? Ne kadar yenilik? Ne kadar gelenek? Ne kadar âhlak? Ne kadar tabu? vs vs...

Salonun genelinden aldığım tepkilere göre oyun pek anlaşılmadı, özellikle ilk perde bittiğinde kimse hoşnut değildi. Olayların başlangıcı havada kaldı sanki. Açılışı yapan Fasülyeciyan ekibinin, dönem tiyatrocularının neler çektiği oyun içindeki oyun provalarıyla sekteye uğradı. İnsanların kafası karıştı. Oysa Türk tiyatrosunun seyrine ilişkin ciddi eleştiriler ve yorumlar vardı. (Belki de ben yanlış yorumluyorum.)
 
İkinci perde daha hareketli; ama seyirciyi işin özünden koparan bir tempoda. Gırgır, şamata, yükselen sesler derken olay örgüsü sekteye uğruyor. Perdeler arası bağ çok sağlam durmadı gibi. Bütünlük olarak elbette güzel; ancak özellikle genç seyircilerin bu tamlamayı yapabildiklerini sanmıyorum.

Şiddetle tavsiye edebileceğim bir oyun değil açıkçası...

*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları'nın sitesinden.
**Söylemeden edemeyeceğim, tiyatroda cep telefonunu kapatmak yerine sessize almak modası sönmek üzere... umarım...
***Ayrıca: Oyunculardan Eren Oray (Kareli takımlı) çok kilo vermiş; umarım bir sağlık sorunu yoktur.