Doğru tahmin ettiniz, ben de bir zamanlar küçüktüm. Kim derdi ki fotoğraftaki bendeniz, o tatlı, o şirin, o dünya şekeri bendeniz büyüyüp de tadı tuzu kaçmış kazulet bir adam olup çıkayım...
İşte bir zamanlar böyleydim ben.Bir zamanlar MABU.
25.04.2010
11.04.2010
NTVSPOR
NTVSPOR Galatasaray-Diyarbakırspor karşılaşmasının saat 19:00'da oynanacağını hatırlatıyor altyazı ile ve Galatasaray'ın kadrosunu veriyor.
Peki, ya Diyabakırspor'un kadrosu?
Kimin umurunda, değil mi!
Kadroları açıklamanın bir zamanı var ve o zamandan önce takım yetkilileri kadrolarını Federasyon yetkililerine bildirmek zorundalar. Demek ki Diyabakırspor kadrosunu açıklamamış. Ya da açıklamış ama NTVSPOR pek önemsememiş. İşin gerçeğini merak ediyorum.
İşte size spor kanalı.
9.04.2010
TİYATRODAYDIM-2
Lefkoşe Belediye Tiyatrosu turne için Ankara'ya gelmiş gitmemek olmazdı-2. Gittim-2.
Oyun Passa Tempo. Yazan, yöneten Aliye Ummanel... Oda Tiyatrosu.
"Pasadembo" halk ağzındaki söylenişi. Hangi halk? Kıbrıslılar "pasadembo" diyormuş kabakçekirdeği'ne. Latince olan Passa Tempo'nun anlamı "zaman geçirmek"miş. Yani kabakçekirdeği yiyen, çitleyen birini görürseniz bilin ki arazi o, zaman öldürüyor eşek sıpası.
Kısaca konu savaşta eşini kaybeden ve karnındaki çocuğa kurşun izbet etmesiyle çocuğunu da sakat doğuran annenin bugün ve geçmiş ikilemi. Bir yandan eşiyle hayalarde konuşuyor, diğer yandan geçmişi lanetlemiş sakat oğlunun dramına ortak oluyor. "Geçmiş çok uzak, gelecek de..." yazıyor tanıtımda.
Bir kadın, bir adam -genç. Adam hem babayı hem çocuğu oynuyordu. İki oyuncu da bir önceki Tiyatrodaydım'da bahsettiğim "Ölü Kentin Nabzı'nda da rol alıyorlardı.
Oyun yarım saatlik... ti.. herhalde?.. Ben anlamadım. Yarım saat geçmişti ki sahnenin kararmasıyla arkadan "yalaka" denebilecek kıvamda bir ses alkış eşliğinde "bravo" diye bağırınca ve bu bağırtısında diretince oyuncular çıkıp selam verdiler. Herkes alkışladı. Adam eliyle ışığa siper yaptı ve oyun yazarını sahneye davet etti. Üçlediler sahneyi. Hepsini birden alkışladık. Oyuncular çekildiler ve biz kaldık. Kimse anlamadı ne olduğunu. Ben kalkıp çişe gittim. Çişten çıktığımda antrede birileri gidip gitmemek kararsızlığını yaşıyordu. Bir görevli elinde tabakla kabak çekirdeği dağıtıyordu. Vestiyerden montumu ve şemsiyemi aldım, çıktım. İnşallah oyun bitmişti... Yani bitmiş gibiydi... fena bitmedi, bittiyse... Eğer devam etmişse yazık olmuş, böyle iyiydi.
Bugün bir ara masa başında hesap yaparken 'Ulen, acaba arayıp sorsam mı?' diye düşündüm. Dün sorsaydım olurdu; ama bugün sorunca 'arkası yarın' olacağından tırstım...
("Kabak çekirdeği hangisiydi?" diye soracak olursanız, işte buydu, sarışın olan çekirdek.)
7.04.2010
TİYATRODAYDIM
Lefkoşe Belediye Tiyatrosu turne için Ankara'ya gelmiş gitmemek olmazdı. Gittim.
Orhan Asena'dan Ölü Kentin Nabzı. Şili'de namı yürümüş ve dünyaya yayılmış baskıcı/diktatör lider Augusto Pinochet üzerinden baskı/dikta yönetimi ile bağımsızlık, demokrasi çatışması vs... ve Devlet Tiyatrolarının üstünden bir türlü atamadığı Sosyalizm PAZARLAMASI... (Devlet Tiyatroları'nın Lefkoşe ile bağlantısı nedir bilemem; ama eser sanki DT çıkışlı, yönlendirmeli gibiydi.)
Tiyatro askeri okuldan emirle/gönüllü gelmiş genç askerlerle doluydu. Doğal olarak, 15-18 arası görünen bu genç asker adaylarının neredeyse tamamı sıkıldı, koltuğuna kaykıldı, uyukladı, sağa sola döndü; ama en azından aralarında sivil halk gibi telefonuyla uğraşıp duran eşekoğlu eşekler yoktu. Yalnız şunu eklemeden geçemeyeceğim, çoğu askerin üstünde İngilizce ifadelerle bezeli montlar, giysiler vardı. Aslına bakılırsa hepimiz giyiyoruz; ama nedense askerde daha bir garip duruyor sanki, insanın "Asker de İngilizce giyerse..." diyesi geliyor.
Sahnede iyi oyuncular ve kötü oyuncular vardı. Ben oldum bittim PAZARLAMA siyaseti sevememişimdir. Bu yüzden oyunu beğendiğimi söyleyemeyeceğim... Birkaç kez kulağıma Kıbrıs şivesi geldi, dikkat çekecek bir durum söz konusu değildi.
Tiyatronun kafeteryasını özel bir firmanın işletmesi öğrenci ve askerlerin X2 fiyata satılan ürünlerden uzak durmalarına neden oldu sanırım. Küçük su 1 TL.... Küçük su dedim de aklıma geldi, Allah'tan çiş parasız. Tuvalet de özel sektöre geçerse oyuna pis kokular karışabilir, uyarmadı demeyin.
Ne olursa olsun, tiyatro iyidir.
5.04.2010
TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR
Geçtiğimiz haftasonu Burnley kendi evinde Manchester City'ye 6-1 yenildi. İlk önce 6 golü kalesinde gördü, sonunda 1 gol attı ve durumu 1-6'ya getirdi. O biricik golden sonra kale arkasındaki Burnley taraftarlarının sevincini ve takımlarını nasıl alkışladıklarını görmelisiniz.
Burnley-1
Manchester City-6
izlemek için tıkla
Burnley-1
Manchester City-6
izlemek için tıkla
3.04.2010
BİLGİSAYAR MASAÜSTÜ
Bilgisayarımın masaüstüne hakkettiği değeri vermeyi düşündüm. O bunu fazlasıyla hakketti.
İşte benim bilgisayar masaüstüm böyle.
İşte benim bilgisayar masaüstüm böyle.
2.04.2010
KEDİNİN TEPKİSİ
İbn-i Sina Acil girişinde mermer bir heykel var. Benim pek beğendiğim bir çalışma değil, hatta itici buluyorum. Eleştirel bakışımı kime ve nasıl söyleyebileceğimi bilememiştim; ama kedi en azından tepkisini nasıl gösterebileceğini biliyordu: Melih Gökçek tarzı.
31.03.2010
BERDUŞ BÖYLE BUYURDU
Benim de berduş dönemlerim oldu. İşte onlardan biri.
Severim bu pozumu. Pozlarımın çoğu bir halta benzemediğinden ve bendeniz dünyanın en na-fotojenik, anti-fotojenik, fotojeniksiz insanı olduğumdan bu duruşa razıyım. Artık pideciden mi çıkmışım, nereden ağzıma yapıştıysa o kürden, öyle Red Kit gibi poz vermişim.
Berduş Böyle Buyurdu da benden bir eser olsun dünyaya... ben hep öldükten sonra gülünecek bir komedyen olmayı hayal ettim.
Severim bu pozumu. Pozlarımın çoğu bir halta benzemediğinden ve bendeniz dünyanın en na-fotojenik, anti-fotojenik, fotojeniksiz insanı olduğumdan bu duruşa razıyım. Artık pideciden mi çıkmışım, nereden ağzıma yapıştıysa o kürden, öyle Red Kit gibi poz vermişim.
Berduş Böyle Buyurdu da benden bir eser olsun dünyaya... ben hep öldükten sonra gülünecek bir komedyen olmayı hayal ettim.
30.03.2010
KUŞLAR İKİ KERE DÜŞÜNSÜN
Hani geçen hafta kuşlarla ilgili GÜVERCİN K-9 başlığında bir yazı yazmıştım. Hatırladınız mı?
Hatırlamadıysanız ve hatırlamak istiyorsanız BİR'e basın, hatırladıysanız İKİ'ye basın. "Umurumda değil." diyorsanız ÜÇ'e basın.
BİR... İKİ... ÜÇ...
İşte o yazıdan sonra Güvercinlerde bana karşı bir tepki, bir tavır alış gözlemledim. Eleştiriye tahammülü olmayan bu türü kınadığımı belirtmek isterim. Ayrıca bugün "Kafana sıçarız." gibisinden tepemde sürü halinde dolaşmalarının da hiç medeni bir hareket olmadığını söyleyeyim.
Toplumun barışa ihtiyacı var, gerilime değil. Tüm kuşları sıçmadan önce iki kere düşünmeye davet ediyorum.
Hatırlamadıysanız ve hatırlamak istiyorsanız BİR'e basın, hatırladıysanız İKİ'ye basın. "Umurumda değil." diyorsanız ÜÇ'e basın.
BİR... İKİ... ÜÇ...
İşte o yazıdan sonra Güvercinlerde bana karşı bir tepki, bir tavır alış gözlemledim. Eleştiriye tahammülü olmayan bu türü kınadığımı belirtmek isterim. Ayrıca bugün "Kafana sıçarız." gibisinden tepemde sürü halinde dolaşmalarının da hiç medeni bir hareket olmadığını söyleyeyim.
Toplumun barışa ihtiyacı var, gerilime değil. Tüm kuşları sıçmadan önce iki kere düşünmeye davet ediyorum.
29.03.2010
BU NE?
Şimdi fotoğrafa bakıyorsunuz ve bunun ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Elbette aslında ne olduğunu biliyorsunuz da ne için orada durduğunu anlamaya çalışıyorsunuz.
Bu görmüş olduğunuz kamyon kasası Seğmenler Parkı girişlerinden birine konmuş çöp kutusu. Evet, doğru okudunuz: Çöp Kutusu. Park temizlendiğinde pislikler, kağıt, şişe, süpürülmüş yaprak, çalı çırpı, gazete vs. bunun içinde toplanıyor.
Peki ama neden bu?
Cevabı çok basit: Kamyon kasasından çöp kutusu kullanıyoruz memleketin göbeğinde; çünkü bizi yönetenlerin görgüsü bu kadar. Avrupa Başkenti seçilmiş(!) Ankara'nın görgüsü bu kadar. İşçileri gel git yapmasın diye bütün pislikleri, çöpleri kamyon kasasında biriktirip bir seferde topluyorlar.
Bu görmüş olduğunuz kamyon kasası Seğmenler Parkı girişlerinden birine konmuş çöp kutusu. Evet, doğru okudunuz: Çöp Kutusu. Park temizlendiğinde pislikler, kağıt, şişe, süpürülmüş yaprak, çalı çırpı, gazete vs. bunun içinde toplanıyor.
Peki ama neden bu?
Cevabı çok basit: Kamyon kasasından çöp kutusu kullanıyoruz memleketin göbeğinde; çünkü bizi yönetenlerin görgüsü bu kadar. Avrupa Başkenti seçilmiş(!) Ankara'nın görgüsü bu kadar. İşçileri gel git yapmasın diye bütün pislikleri, çöpleri kamyon kasasında biriktirip bir seferde topluyorlar.
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)
