www.mabutuner.com

5.03.2012

İKİNCİ MEKTUP

Hafta sonu mektup karıştırmakla geçti. Acayip ilginç mektuplar var; ama içerik olarak ilginç, üslup tın. Torbadan çıkan en düzgün, hatta tek düzgün mektup buydu. Tarihi bile yerli yerindeydi. Ufak tefek oynamalar yaptım yine de.

Mektuplar arasından fazla bir şey çıkmayacak galiba, abuk sabuk şeyler var. Bazılarının neden bahsettiği bile anlaşılmıyor. Çok kısa olanlar var, sanki mektup değil telgraf. Çivi yazısıyla yazılanlar bile var. Henüz bir mantık çerçevesine oturtamadım bu mektupları. Neden bu mektuplar? Nasıl ve neye göre seçildi bu mektuplar?

                                                                                              08.02.1988
                                                                                                 ANKARA
Sevgili G.
Ankara’da nasıl bir mevsim geçişi yaşadık, bilemezsin. Hani, yazın altında oturduğumuz ve gövdesini paylaştığımız ağaç vardı ya, sen “Sanki bizi sahiplendi.” demiştin, işte o heybetli ağaç bir gecede tüm yapraklarını döktü ve ölümü bekleyen bir ihtiyara benzedi zavallıcık. Gerçi epeydir sarıydı yaprakları, bunu bahane eden sinsi Ankara ayazı soyup soğana çevirdi ağacı.
Bazen insanlara da öyle olmaz mı? Pek çok acı çekersin, sıkıntı atlatırsın, birikir birikir ve öyle bir tanesi gelir ki hiç beklenmedik bir anda kırar geçirir; sonraki mevsime dek toparlan toparlanabilirsen… Düşünüyorum da acaba biz mi doğaya benziyoruz yoksa doğa mı bize benziyor?
Geçen gün tam o ağacın yanından geçerken durdum, etrafımı kolaçan ettim ve fark edilmediğimden emin olunca, kaygan ve parlak gövdesini bir iki sıvazlayıp “Seneye buradayız.” dedim.
O günden söz açmışken, bana birisinden bahsetmiştin, hoşlandığın bir erkekten, ilişkiyi nasıl kurman gerektiği konusunda ciddi endişelerin vardı. Ses soluk çıkmadığına göre işler istediğin gibi gitti demektir. Öyleyse sevinirim; çünkü sen mutluyken hayatı keyiflice yaşayan birisin –her ne kadar o keyifli hayatı yalnızca çevrendekilerle paylaşıyor, uzaktakileri hatırlamıyor olsan da… (Bu kadar sitem etmeye hakkım var diye düşünüyorum.)
Ankara’da işler yoğunlaşmaya başladı, bu mektubun bir amacı da bir süre mektuplara ara vereceğimi bildirmekti zaten. Sanırım önümüzdeki üç dört ay fazlasıyla yoğun çalışacağım ve muhtemelen yurtiçi seyahatlerine çıkacağım. Kart atarım gittiğim yerlerden, olmaz mı?
Gülümsüyorsun, görüyorum. Sence bu kadar ihmal edilmeyi hak ediyor muyum? Bir de gönül koymayı becerebilsem. A.’ya söyledim, o da hemen “Gönül koyarsan, düğüne gelmez.” dedi. Düğüne muhakkak bekliyoruz ve bahane kabul etmiyoruz. (A. sezdirmiyor ama sanki o benden daha çok istiyor düğünümüze gelmeni.) Unutma, konferansın olsun olmasın baharda buradasın.
Hoşça kal.

                                                                                     T…… B…….

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder